Hindistan, insanlık tarihinde büyük bir demografik dönüşüm yaşıyor. Son Örnek Kayıt Sistemi (SRS) raporuna göre, ülkede kadın başına düşen çocuk sayısı (toplam doğurganlık hızı), 1,9’a gerileyerek nüfusun uzun vadede dengede kalabilmesi için gereken 2,1’lik “yenilenme eşiği”nin altına düşmüş durumda. Hindistan’daki bu önemli değişim, uzmanları şaşırtıyor çünkü 2000’lerin başında bu oran 3,3 seviyesindeydi.
Ülkenin yaşadığı sosyal ve ekonomik değişimler, bu hızlı düşüşün temel nedenini oluşturuyor. Kadınların eğitim seviyelerinin artması, doğum kontrol yöntemlerine erişimin genişlemesi ve yaşam maliyetlerinin yükselmesi ailelerin çocuk yapma tercihlerini etkiliyor. Ayrıca, bebek ölüm oranlarındaki azalma da ailelerin çok çocuk yapma endişelerini azaltıyor.
Ülkenin kuzey ve güney bölgeleri arasındaki farklar da belirginleşiyor. Fakir kuzey eyaletlerinde doğurganlık hızı rekor seviyelere ulaşırken, zengin güney eyaletlerinde bu oran çok daha düşük seviyelerde seyrediyor. Bu durum, güney eyaletlerinin federal hükümetten aldıkları bütçe payının azaltılmasına neden olacak kadar ciddi bir boyuta ulaşmış durumda.
Hindistan, 2005 yılından bu yana demografik fırsat penceresini yaşıyordu ancak doğum oranlarındaki hızlı düşüş bu avantajı sorgulamaya açıyor. Ülkenin önümüzdeki 30 yıl içinde yaşlanan bir nüfusla karşı karşıya kalması bekleniyor ki bu da büyük bir iş gücü krizine yol açabilir.
Nüfusun dramatik bir şekilde azalması, ülkedeki siyasi ve toplumsal dengeyi de etkiliyor. Resmi verilere göre, Müslümanlar arasındaki doğurganlık hızı da diğer dini gruplardan daha hızlı bir şekilde düşüş gösteriyor. Bazı eyaletler ise nüfuslarını artırmak için agresif teşvikler sunmaya başlamış durumda.
Reklam & İşbirliği : [email protected]